“Mutfakta sınırlar yoktur, yalnızca keşfedilmemiş teknikler vardır.”
Her şey Akdeniz’in zenginliği ve o canlı sofra kültürüyle harmanlanmış Antalya’da başladı. Çerkes kökenli bir ailenin misafirperverliği, paylaşım ruhu ve o güçlü sofra geleneği, mutfağa olan bakış açımın ilk tohumlarını attı. Benim için mutfak hiçbir zaman sadece yemek pişirilen bir yer olmadı; orası kültürün, bilginin ve insan hikâyelerinin bir araya geldiği, nefes alan bir sahneydi. Tıpkı sinema perdesinin o kurgulanmış hali yerine tiyatro sahnesinin anlık canlılığını sevdiğim gibi, mutfağı da her an yenilenen, yaşayan bir performans alanı olarak gördüm.
“Yemek yapmak tesadüf değil, sarsılmaz bir disiplindir. Malzemeyi anlamadan mutfağı yönetemezsiniz.”
Mutfaktaki bu tutkuyu profesyonel bir temele oturtmak ve o tiyatro sahnesini ustalıkla yönetmek için sınırların ötesine geçmem gerektiğine inandım. Kariyerim boyunca uluslararası gastronomi eğitimleri alarak vizyonumu Türkiye sınırlarının dışına taşıdım. Farklı kültürlerin mutfak tekniklerini yerinde, o kültürün ustalarından öğrenmek, bana malzemeyi sadece bir reçeteye göre kullanmayı değil; onun kimyasını, davranışını ve doğasını anlamayı öğretti. Sadece uygulayan bir aşçı olmaktan çıkıp, araştıran, geliştiren ve “neden” sorusunu soran bir şefe dönüşmem bu akademik ve pratik eğitimlerin bir sonucudur.
“Her tarif bir araştırmadır, her tabak ise anlatılmayı bekleyen bir hikâye.”
Bugün, biri üniversite yolunda ilerleyen bir genç, diğeri enerjisiyle hayatıma renk katan küçük bir kız çocuğunun annesi olarak; hayatımın merkezini aynı zamanda bir lezzet laboratuvarına dönüştürdüm. Sessiz eşlikçim, kedim Lady Mia ile paylaştığım evim ve üretim alanımda; yeni tarifler geliştirmek, malzemelerin sınırlarını zorlamak ve o kusursuz dokunuşu aramak benim en büyük rutinim.
“Benim mutfağım merakla başlar, tutkuyla tamamlanır. Gastronomi bir meslek değil; insanları bir araya getiren en güçlü bağdır.”
Şimdi, yurtdışından edindiğim bu teknik birikimi ve tavizsiz disiplini, glütensiz mutfağın o rafine, sağlıklı ve özen isteyen dünyasına taşıyorum. Sınırların olmadığı bu mutfakta; öğrenmeye, üretmeye, sırlarımı paylaşmaya ve o büyük sofrayı danışanlarımla birlikte büyütmeye devam ediyoruz.
“Glütensiz mutfak sadece bir zorunluluk değil, bedene duyulan saygının en lezzetli halidir. İnanıyorum ki, geleceğin rafine sofralarında herkes bir gün bu temiz beslenme kültürüyle tanışacak.”
Şimdi, yurtdışından edindiğim bu teknik birikimi ve tavizsiz disiplini, glütensiz mutfağın o rafine, sağlıklı ve özen isteyen dünyasına taşıyorum. Sınırların olmadığı bu mutfakta; öğrenmeye, üretmeye, sırlarımı paylaşmaya ve o büyük sofrayı danışanlarımla birlikte büyütmeye devam ediyoruz.
Şef Janset Uzun